İş’te Felsefe – Akıntıda Kaybolmak

We shape our tools, and thereafter our tools shape us – şekil verdiğimiz araçlar sonra gelir bizi şekillendirirler.”John Culkin (1928-1993), Professor of Communication, Fordham University

TikTok ve Instagram – Akıntıda Kaybolmak – Bu Akış Nereye? –

Teknolojiyi varlığımızı sömürgeleştiren bir yere koyduk,

eylemi düşünmenin önüne koyduk,

her şeyi kontrol edelim derken kendimizi araçsallaştırdık.

Artık varlığımız bir “insan” olarak değil ürettiğimiz “veri” miktarı ile anlamlı..

Telefondan gelen “ding-notif-uyarı” sesi karşısındaki insan davranışı ile Pavlov’ un denek hayvanları arasında bir benzerlik sizce de yok mu?

TikTok, Instagram ya da diğer deyişle her şeyin salt bir “flow” olduğu günümüz dünyasında herkesin cep telefonlarına gömülerek otantik bakış açılarını ve olaylara bütüncül bakışı kaybettiğini dolayısıyla da “Şimdi! Hemen” in esiri olduğunun farkında mıyız? Bunun insanı bencilleştirdiği, tembelleştirdiği, “beğen” peşinde gezen bir açgözlü varlığa evirdiğini, devrin artık fenomenlerin devri olduğunu, tüm dünya vatandaşlarının sıfat ayırmaksızın bir YouTuber olma gayretinde olduğunu gözlemliyorum.

Bireysellik insanoğlunun tarihinde hiç bu kadar ekonomik değer olmamıştı. İş dünyamızda da artık bireylerin daha etkin, verimli, sistemli ve hepsinden de önemlisi “Şimdi ve Hemen” çalışmasını istiyoruz. Durmak, düşünmek hak getire!

Bu noktada Searle’nin zihin felsefesi, “hemen ve şimdi” kültürünün iş dünyasındaki etkilerini anlamamıza yardımcı olabilir. Searle, düşünmenin eylemden önce gelmesi gerektiğini savunur. Günümüz dünyasında ise düşünmeden hareket etmek giderek yaygınlaşan bir hastalık halindedir. Bu durum, hatalı kararlar vermemize, verimsizliğe ve işimizi tam anlamıyla kavramadan ya da sorgulamadan çalışmamıza yol açar.

Heidegger’e göre, teknoloji bizi “hazırda duran“a mahkum ederek özgürlüğümüzü ve sorumluluğumuzu elimizden alır. Sürekli bir uyarılma ve tüketim döngüsü içindeyiz, düşünmek ve sorgulamak için zamanımız yok. Heidegger’in fikirlerinden yola çıkarak, bu esaretten kurtulmak için teknolojinin özünü anlamamız ve onunla uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini söyleyebiliriz.

Hikaye böyle gidiyor..

Nasıl ilginizi çekti mi?

Bir yılı aşkın bir süredir, ChatGPT başta olmak üzere konuşmayı seven yapay zeka araçları ile teknoloji felsefesi üzerine sohbet ediyoruz.

Çoğunlukla ben soruyorum, onlar yanıtlıyor..

Devrim niteliğinde teknolojik gelişmelerin olduğu zaman dilimlerine tanıklık ederken ben de bu araçların ve insanoğlunun, kendi bilincine, zihnine ve düşünce dünyasına dair ürettiklerini merak ederek felsefi malzemeler biriktiriyorum.

Şimdi birikenlerin yine “akış” a “Şimdi! Hemen” e bırakılma vakti geldi.

Pazar günleri, burada “Teknoloji Felsefesi üzerine Diyalektik Bir Serüven” sizlerle olacak.

“Akış”, “Şimdi! Hemen” ve büyük düşünürlerin perspektiflerinin yoğurduğu zihin açıcı soru ve kavramlarla..

İlgisini çekenleri, İş’te Felsefe sohbetlerine beklerim.

Teaser – Neler sordum, neler:

… teknolojinin kendi başına bir varlık olmasından ne anlamalıyız?

… bunu sabaha kadar tartışırız dersem abartmış olmam ama 2024’teki zaman algısı ile Heidegger’deki zaman algısı ve 2124’teki zamanı o günkü insanın nasıl yorumlayacağı üzerinden düşünerek şu yorumunu açmanı isteyeceğim? “Heidegger için zaman, insan varlığının anlaşılmasında merkezi bir rol oynar. Teknolojik dünyada ise zaman algımız değişiyor; “şimdi” anı hızla tüketilir ve sürekli bağlantı hali, geleceği düşünme şeklimizi etkileyebilir.”

… fena değil ama tam olarak ta bu değil. Biz burada seninle birlikte bir keşif sürecindeyiz, hafif diyalektik tadda teknoloi felsefesi yolculuğu yapıyoruz. şu andaki amacımız ne bir akademik araştırma yapmak ne de herhangi birini yönlendirmek. sadece sen, ben ve teknoloji felsefesi var. Anlaştık?

… Heidegger’in teknolojiyi sorguladığı metnin kendisine dönersek, üç iddia görürürüz; 1. Teknoloji bir araçtan ötesi, dünyayı algılayış biçimimizdir. 2. Teknoloji bir insan aktivitesinden ötedir, insan kontrolünün ötesinde gelişebilir ve 3. Teknoloji dünyayı sadece teknolojik düşünce ile görmemizi sağlayacak kadar büyük bir risk taşır hatta teknolojinin kendisi en büyük tehlikedir. 1 ve 2. yi biraz konuştuk, yine de bu iki maddeye son yorumlarını alayım. Asıl teknolojinin en büyük tehlike olması ile Heidegger’in başımıza geleceği o yıllarda ön görebilmesi hakkındaki görüşlerini merak ediyorum. İki dünya savaşı görmüş olmanın tecrübesi mi, soğuk savaş yıllarının getirdiği deneyim mi, bilimsel birikimi mi?

… peki sana doğrudan sorayım! Sence teknoloji doğal bir araç mı yoksa insan davranışı ve toplumu değiştiren aktif bir güç mü?

… Bak tam bu noktada John Culkin (1928-1993) ne diyor: şekil verdiğimiz araçlar sonra gelir bizi şekillendirirler. Tam da konumuzun orta yerine düşen bir bomba?